Bugün modern yaşamımızda kullandığımız veya sahip olduğumuz tüm araç ve gereçlerin yapımında kullanılan malzemeleri madencilere borçluyuz.

Madenleri keşfedip onları bulundukları yerden çıkarıp, daha iyi bir yaşam için gerekli olan araç ve gereçlere dönüştürmeseydik, mağara dönemindekine benzer bir yaşam tarzını  hala sürdürüyor olacaktık.

Yeri kazınca ne bir otomobil,  ne bir buzdolabı, ne  bir televizyon, ne bir  telefon, ne bir  bilgisayar  ne de bir uçak çıkmıyor ama bütün bu araç ve gereçlerin yapılabilmesi için kullanılan  madenleri yerkabuğunun  yüzlerce, binlerce metre  derinliğinde  bulundukları yerden canları pahasına  çıkaranlar unutmayalım ki madencilerimiz.

Örneğin 1300 kg ağırlığındaki bir otomobilin yapılabilmesi için; madencilerin yerkabuğundan içinde maden olan  5 ton kaya (cevher) çıkarıp çıkarılan cevherleri çeşitli yöntemlerle zenginleştirip bir otomobilin yapılabilmesi için gerekli olan demir- çelik, alüminyum, bakır, kurşun, çinko, krom vb metal ve cam gibi ürünler haline getirmek   zorunda olduğumuzun ne kadar farkındayız?

Maden ve madenciliğe dayalı ürünlerde dışa bağımlılığımız her geçen yıl hızla artmaktadır.  Türkiye  demir-çelik, altın, bakır, kurşun, çinko, alüminyum, nikel , krom, vb metal ithalatına yılda 40-50 milyar dolar ödemektedir.

Her sene on milyarlarca dolar ödeyerek dışarıdan satın aldığımız maden ve madenciliğe dayalı ürünleri kendi kaynaklarımızdan karşılayabilmemiz için ülkemizde maden aramacılığının ve üretiminin  teşvik edilmesi gerekmektedir.

Madencilere ne kadar çok şey borçlu olduğumuzu unutmadan, ülkemizdeki madencilik faaliyetlerinin  önce insan ve çevre bilinci ile daha iyi şekilde yapılabilmesi için “çevreye duyarlı bir madencilik ve madenciliğe saygılı bir çevrecilik” bilinci içinde yeraltı kaynaklarımızı değerlendirmek zorundayız.